T1 Tramvay Hattı: İstanbul’un En Görünür Zaman Tüneli

İstanbul’da toplu ulaşım çoğu zaman teknik bir mesele gibi ele alınır: hat uzunluğu, yolcu kapasitesi, sefer sıklığı, hız. Oysa bazı hatlar vardır ki bu ölçütlerin tamamını aşar ve kentin kendisiyle konuşmaya başlar. T1 Kabataş–Bağcılar Tramvay Hattı tam olarak böyle bir hatta dönüşmüştür. T1’e binmek, yalnızca Kabataş’tan Eminönü’ne ya da Sultanahmet’ten Bağcılar’a gitmek değildir; İstanbul’un tarihsel merkezinden geçerken şehrin geçmişiyle bugünü arasındaki sürekliliğe tanıklık etmektir. Bu hat, modern bir ulaşım projesi gibi sunulsa da kökleri Cumhuriyet’ten çok daha önceye uzanır ve bugünkü varlığı, İstanbul’un unutulmuş ama tamamen silinmemiş ulaşım alışkanlıklarının yeniden yüzeye çıkmış hâlidir. 19. yüzyılın ikinci yarısında atlı tramvayların kent sokaklarına girmesi, İstanbul için yalnızca yeni bir taşıma aracı değil, hareketin düzenlenebileceği ve kontrol altına alınabileceği fikrinin gündelik hayata sızması anlamına geliyordu. 1914’te elektrikli tramvayların devreye girmesiyle birlikte bu fikir, imparatorluğun modernleşme iddiasının en görünür simgelerinden biri hâline geldi. Bugün T1’in izlediği aks, bu erken modernleşme hamlelerinin mekânsal hafızasını hâlâ taşır; raylar, asfaltın altında değil, doğrudan kentin belleğinde uzanır.

T1 güzergâhı rastlantısal değildir. Sirkeci, Eminönü ve Sultanahmet gibi duraklar, İstanbul’un yalnızca yoğun noktaları değil, yüzyıllar boyunca idari, ticari ve sembolik merkezler olarak işlev görmüş alanlardır. Tramvay bu aks boyunca ilerlerken, kentin tarihsel omurgasını kat eder; bir durak aralığında Bizans’tan Osmanlı’ya, imparatorluktan Cumhuriyet’e uzanan katmanlar yan yana gelir. Bu nedenle T1, yer altına çekilmiş, çevresinden kopuk bir ulaşım sistemi gibi davranmaz. Aksine, kenti olduğu gibi sergiler. Camdan bakıldığında görülen yalnızca yapılar değil; kalabalığın ritmi, sokak satıcılarının sesleri, bekleyen insanların sabırsızlığı ve gündelik hayatın sürekli tekrar eden döngüsüdür. T1’in yavaşlığı çoğu zaman eleştirilir, ancak bu yavaşlık teknik bir sorun olmaktan çok mekânsal bir tercihtir. Galata Köprüsü’nden geçerken hızlanmaması, kentin bu noktada akması gerektiğini kabul etmesindendir; burada ulaşım, manzaradan ve kent deneyiminden bağımsız düşünülemez.

Bu hatta yolculuk edenlerin profili de T1’i İstanbul’a özgü kılar. Aynı vagonda Ayasofya’ya giden bir turist, sabah dükkânını açmak için Eminönü’nde inen bir esnaf, üniversiteye yetişmeye çalışan bir öğrenci ve iş çıkışı yorgunluğunu denize bakarak dağıtmaya çalışan bir beyaz yakalı yan yana durur. Bu yan yanalık geçicidir ama öğreticidir; T1, İstanbul’un farklı sosyal gruplarını kısa süreliğine de olsa aynı mekânsal deneyime mahkûm eder. Metro hatlarının steril, zamana karşı yarışan ve içe kapanık atmosferinin aksine, T1 açıkta kalmayı kabul eder. Burada beklemek, durmak, sıkışmak ve yavaşlamak yolculuğun doğal bir parçasıdır. Bu durum, hattı yalnızca bir ulaşım aracı olmaktan çıkarır; T1, İstanbul’un gündelik sosyolojisinin gözlemlenebildiği hareketli bir platforma dönüşür.

Cumhuriyet sonrasında tramvayların kaldırılmasıyla birlikte İstanbul, uzun süre bu yüzeysel ve kentle temas hâlindeki ulaşım biçiminden uzak kalmış, yerini otobüsler ve daha sonra metro sistemleri almıştır. T1’in yeniden inşa edilmesi bu açıdan yalnızca bir nostalji hamlesi değildir; geçmişte terk edilmiş bir kentsel pratiğin günümüz koşullarında yeniden devreye sokulmasıdır. Ancak bu geri dönüş, geçmişi birebir kopyalamaz. T1, hem modern toplu ulaşım taleplerine cevap vermeye çalışır hem de tarihsel merkezdeki yoğunluğu taşımaya zorlanır. Tam da bu ikilik, hattın karakterini belirler. Ne tamamen turistik bir hat olur ne de sıradan bir gündelik ulaşım aracı; iki hâl arasında gidip gelir ve bu kararsızlık, İstanbul’un genel ruhuyla örtüşür. Şehir de zaten hiçbir zaman tek bir kimlikte sabitlenmez; sürekli olarak geçmişle bugün arasında salınır.

T1’i İstanbul’da benzersiz kılan belki de en önemli unsur, kentin plansızlığıyla kurduğu sessiz uyumdur. İstanbul büyük ölçüde planlı bir şehir olmaktan çok, alışkanlıklarla ayakta duran bir organizmadır ve T1 bu alışkanlıkların en görünür hâle geldiği hatlardan biridir. Raylar burada yalnızca teknik bir altyapı elemanı değildir; kentin geçmişle bugün arasında kurduğu sürekliliğin fiziksel izleridir. Her sefer, bu sürekliliği yeniden üretir. Bu nedenle T1’e bindiğinde “en hızlı yolu” seçmiş olmazsın; bunun yerine İstanbul’un en yoğun, en katmanlı ve en yorucu ama aynı zamanda en öğretici koridorlarından birine girersin. Yolculuk sonunda bir yere varırsın belki, ama asıl kazanım, bu süre boyunca İstanbul’un nasıl bir şehir olduğunu yeniden fark etmektir. T1, tam da bu yüzden bir tramvay hattından çok, hareket hâlinde okunan bir kent metni gibidir; her yolculukta aynı cümleleri tekrar etse de, her seferinde başka bir anlam bırakır.

Facebook
LinkedIn
X (Twitter)
Telegram
WhatsApp
Pinterest
Email
Print

Working Hours

Not concerds with trends, only with good tastes

Mon-Fri................9-10
Sat-Sun................10-17

Or make a call: